©Copyright 2009 & 2013 Anima Psikoloji - All Rights Reserved

Bu sitedeki tüm yazılar fikir ve sanat eserleri kanununa göre koruma kapsamındadır. Başka bir web sitesi veya medya ortamında paylaşılması durumunda hukuki yollara başvurulacaktır.
AnaSayfa     Hizmetlerimiz     Mesleki Eğitimler     Uzmanlarımız     Duyurular     Hakkımızda     Referanslar     Fotoğraflar     İletişim
Anima
Anima Psikolojik Danışmanlık Adana

SALDIRGANLIK

     Saldırganlık okul öncesi dönem çocuklarında sıklıkla görülen davranış kalıplarından biridir. Çocuk doğuştan gelen bu saldırganlık dürtüsünü yani içinden gelen saldırganlığı en yalın haliyle dışarı yansıtabilir. 1-2 yaş dolaylarında bir çocuk hiç nedensiz bir başkasını ısırabilir, tekme atabilir, bağırıp çağırabilir vs. Bu davranışlar engellenmeye çalışıldıkça çocuk daha da hırçınlaşabilir, öfke nöbetlerine tutulabilir. Yaş ilerledikçe çocuğun davranışları da değişmeye başlar. Tepinir, sinirden zıplar, bir şeyler fırlatıp atar. Bu tür dürtülerini dışa vuramadığı zamanlarda bu saldırganlığı kendine yöneltebilir. Başını yerlere, duvarlara vurabilir, saçını yolabilir, hatta kendini tokatlayabilir. Çekingenlik gibi saldırganlık da çocukta sağlıklı bir kendine güven duygusu ile azalır. Çocuk belli bir yaştan sonra beklemeyi, duygularını ve dürtülerini dizginleyebilmeyi öğrenmeye başlamıştır. Uysal davranışlarla elde ettiklerinin, asileşip saldırganlaşınca elde ettiklerinden daha kolay olduğunu gördükçe uysallığa doğru meyletmeye başlar. Ancak bu tür bir öğrenme için çocuğun önündeki model veya modellerin önemi çok büyüktür. Çocuğun karşısında şiddet uygulayan bir model olursa çocuğun bu uysallık öğrenimi elbette sekteye uğrayacaktır.

     Çocuktaki doğuştan var olan saldırgan dürtülerin uygun yollardan boşaltılmaması, çocuğun buna hiçbir surette izin verilmediği bir ortamda yetişmesi, çocukta ani bir öfke patlamasına dönüşebilir. Var olan bir şeyin dışavurumunun yasaklanması, çocuğu saldırgan davranmaya iten yaşantıların oluşturduğu duyguları bastırması, bu duyguları sürekli içine atması anlamına geleceğinden bunların birikerek bir volkan misali patlaması olası ve doğaldır aslında. Bu tarzda yetişen bir çocuk, içinde biriken bu dolumu ya kendisine ya da başkasına er ya da geç yöneltecektir. Çocuklarda kendini ısırma, saçını yolma gibi davranışların, yetişkinlerde ise kendi veya başkasının canına kıymaların temelinde yatan nedenlerden biri de budur.

     Şiddetin en çok uygulandığı aile ortamlarında yetişen çocuklar araştırma sonuçlarına göre en çok saldırganlık temayülü gösteren bireyler olarak saptanmıştır. Sıklıkla dayak yiyen bir çocuk anne babası karşısında kendini güçsüz ve savunmasız hisseder. Bu aynı zamanda çocuğa "güçlüysen dövebilirsin" demektir. Çocuk da bu içine dolan olumsuzlukları, dışarıda gözüne kestirdiği bireylere, güç yetirebileceğini düşündüğü arkadaşlarına yöneltir. Böyle bir çocuk evde küçük kardeşlerine, dışarıda mahalle arkadaşlarına, okulda sınıf arkadaşlarına saldırgan davranışlar sergiler. Daha önce de belirttiğimiz üzere saldırgan davranışlar sergileyen bir çocuk kendine güveni tam yerleşmemiş çocuktur. Evde güvensizlik yaşayan, en çok güvendiği kişilerden şiddet gören çocuk, dışarı karşısında da bu güvensizliği sürdürür. Dışarıdaki insanlara bu gözle bakmaya başlar. Çünkü onlardan iyi bir davranış gelmeyeceğini düşünür. En güvendiği insanlar bile ona şiddet uygularken başkaları neden ona iyi şeyler yapsın ki? Ne acı bir tablo değil mi? Saldırgan çocuğun düşünce düzlemi bu paraleldedir. Hoşgörü ve anlayış görmediği için o da başkalarına anlayışla yaklaşmaz. Böyle bir çocuk kendinden küçüklere karşı acımasız olabilir. Kendinden büyükler içinse kuşkucudur.

     Ailenin çocuğa sunduğu eğitimin net olmayışı da çocukta saldırgan davranışlarla neticelenebilir. Verilen eğitim net olmadığı içindir ki çocuk neyin iyi ve güzel, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu tam olarak kavramakta güçlük çekmektedir. Bunun doğal sonucu da toplumsal kurallara uymada yaşanacak sıkıntılardır. Çocuk toplumsal kuralların nedenlerini, niçinlerini anlamakta zorlanmakta, dolayısıyla bunlara uymaya da yanaşmamaktadır. Bu da tipik olarak ileride anti-sosyal kişilik bozukluğu ile sonuçlanabilme riskini beraberinde taşır.

     Tıpkı bunun gibi gevşek tutumlarla yetiştirilen bir çocuk da saldırgan davranışlara meyledebilir. Kendisine ciddi anlamda sınırlar koyulmayan çocuk kuralsızlığı öğrenir. Bunun doğal sonucu olarak çocuk, kurallara uymadığı için herkesin kendine uymasını bekler. Zaten benmerkezcil yapıda olan çocuk herkesi kendine uydurmaya çalışır. Bu, doğal olarak gerçekleşemeyecek bir şey olduğu içindir ki çocuk, çevresindekilere kızmaya ve saldırganlıkla isteklerine ulaşmaya çabalar.

     Çocuklarda saldırgan davranışlara neden olan başlıca faktörlerden birisi de kitle iletişim araçlarıdır. Kan ve şiddet içeren bilgisayar oyunları, dizi ve filmlerdeki şiddet sahneleri (ki en can yakıcı olan da kahramanların yani sevilen karakterlerin kötüleri cezalandırmak adına uyguladıkları şiddetlerdir), gazete ve televizyonlarda gösterilen daha doğrusu gözümüzün içine sokulan şiddet haberleri gibi durumlar çocukların şiddeti ve saldırganlığı olağan bir şey gibi algılamasıyla sonuçlanır. Çocuklar saldırganlık ve şiddet içeren bu tür durumlara ne kadar sıklıkla ve yoğun olarak maruz kalırlarsa, saldırganlığı ve şiddeti o oranda normal kabul etmeleri, normal olarak algılamaları da doğal bir sonuçtur. Bunun içindir ki çocukları hem davranışlarımız, tutumlarımız olarak hem de iletişim araçları aracılığıyla ne kadar şiddete maruz bıraktığımızı hepimizin tartıp; tabir yerindeyse ayağımızı denk almamız gerektiğini düşünmekteyim.
     Saldırganlık dürtüsü insanoğlu için gerekli bir dürtüdür ve tıpkı cinsellik dürtüsü, açlık, susuzluk, başarılı olma isteği vb gibi doğuştan gelir. Saldırganlık dürtüsü olmasaydı yaşamda tehlikelere karşı kendimizi savunmasız ve çaresiz hissedecek ve kendimizi koruyamadığımız için belki de hayatımızı kaybedecektik. Saldırganlık dürtüsünün anlaşılabilmesi adına hayvanlardaki davranışlar incelenmiş ve birtakım sonuçlar çıkmıştır. Hayvanlar saldırganlığı belli amaçlar çerçevesinde kullanırlar. Düşmanlara karşı kendini, eşini ve yavrularını korumak, avlanmak vb nedenlerle hayvanlarda saldırganlık eğilimi gözlenir. Hayvanlarda bu amaç dışında yani tehlike algılamaksızın saldırgan davranışlar pek görülmez. Aynı zamanda hayvanlar kendi türündekilere, bir başka türe karşı gösterdiği gibi saldırgan davranışlar göstermez. Aynı tür içinde öldüresiye saldırganlıklar hemen hiç görülmez.
     İnsanlarda da saldırganlık bunlara benzer amaçlar için de görülür. Ancak insan davranışlarındaki karmaşa nedeniyle çoğunlukla bu amaçlar gözden kaçar ve kendini belli etmeyebilir. İnsandaki saldırgan davranışlar başka başka kimliklerde ortaya çıkabilir, anında görülmeyebilir, ertelenebilir vs. İnsanda doğuştan var olan bu saldırganlık dürtüsü insanın yaşamda karşılaştığı durumlar karşısında şekillenir. Kişinin eğitimi, yetiştiği kültürel çevre, anne baba tutumları, karşılaşılan her türlü durumlar bunu şekillendiren faktörlerdendir. Bireydeki saldırganlık eğitilerek yumuşatılabilir. Ancak kişinin yetiştiği kültürel ortam, aldığı eğitim, karşılaştığı durumlar vs ne olursa olsun insandaki bu saldırgan dürtü tümüyle yok olmaz. Sadece bastırılabilir. Herhangi bir yaşamsal olay kişideki, bu doğuştan var olan dürtüyü yeniden ortaya çıkartıp kişiyi saldırgan davranmaya itebilir.

Sağlık ve Tıp Firmalar